
Yapay Zeka Mühendisi/Japonca Öğretmeni
01.02.2026

"Gözleriniz sanki kavga ediyormuş gibi korkutucu"
Japonya'da iş başvurusu için yapılan deneme mülakatı. Mükemmel saygı dili konuştum, sırtımı dik tuttum ve öğretmenin gözlerine dimdik bakarak başvuru motivasyonumu anlattım. Kendi içimde, bundan daha samimi ve heyecan dolu bir tutum olamazdı.
Ancak bitiminde öğretmenden gelen, hiç beklemediğim sert bir geri bildirimdi.
"○○-san, hevesli olduğunuz anlaşılıyor. Ama bu bakışın gücü karşıdakini yıldırıyor. Japonlar bu kadar dikilip bakıldığında korkup konuşmaya konsantre olamıyorlar"
Büyük bir şok yaşadım. Ülkemde "karşının gözüne bakarak konuşmak" yalan söylemediğinin kanıtı ve en büyük saygıdır. Aksine gözlerini kaçırmak "kendine güveni yok" "bir şey saklıyor" gibi olumsuz bir işaret olarak öğretilmişti.
"Samimiyetimi göstermeye çalıştım, neden saldırgan olarak algılandı?"
Bu sorun, Japonya'da çalışan birçok yabancı öğrencinin karşılaştığı yüksek bir duvar. Bu makalede, o başarısızlıktan öğrendiğim, Japonya'ya özgü bakış tekniği "Yumuşak Odaklanma" hakkında detaylı konuşacağım.
O halde, benim başarısızlığımı sizin öğrenmenize dönüştürecek yolculuğa başlayalım.
Kendime çok güveniyordum. N1 (Japonca Yeterlilik Sınavı 1. Seviye) sahibiydim, Japon iş görgü kuralları kitaplarını defalarca okumuştum. "Roma'ya gidersen Romalı gibi davran" sözünü de biliyordum.
Ancak o görgü kitaplarında yazılan "göz teması" tanımı, benim hayal ettiğimden çok daha hassasmış.
"Karşının gözüne bak" öğretisini, ben kelimenin tam anlamıyla "lazer ışını" gibi dümdüz ve uzun süre tutmak olarak yorumlamıştım. Mülakat görevlisi öğretmen belgelere bakarken bile, ben "her an göz teması kurmaya hazır olmak için" öğretmenin yüzüne dikilip bakıyordum.
Sonuç, başta bahsettiğim "kavga ediyormuş gibi" sözü oldu. Heyecanım "yıldırma"ya, samimiyetim "gözetleme"ye dönüşmüştü.
Moralim bozukken beni kurtaran, Japonya'da uzun süre çalışan deneyimli bir ablam oldu. Gülerek şöyle dedi:
"Japonlar güçlü ışıktan hoşlanmazlar. Senin bakışın projektör gibi. Daha çok ampul ışığı gibi, etrafı da birlikte yumuşakça aydınlatan bir imaj düşün"
İşte orada öğrendiğim "Yumuşak Odaklanma" kavramıydı.
Kamera odağını bilerek biraz bulanıklaştırır gibi, karşının yüzünü genel olarak görüş alanına almak tekniği. Önemli nokta, karşının gözbebğine (siyah göz) doğrudan bakmamak.
Ablam somut "bakış iniş noktaları" öğretti.
"Ama bu karşıyı görmezden gelmek olmaz mı?" diye şüphelendim. Ancak ablam başını salladı. "Hayır. Aksine 'senin özgürlüğüne saygı duyuyorum' demek, Japon tarzı en yüksek nezaket"
Sonraki pratikte, bilinçli olarak bakışımı "zayıflatmaya" çalıştım. Karşının gözbebeğine bakma süresini toplam %30'a indirdim, kalan zamanda boğaza baktım veya konuşma aralarında bakışımı aşağı düşürdüm.
Dürüst olmak gerekirse, başta çok endişeliydim. "Kendine güvensiz görünüp reddedilir miyim?" diye.
Ancak şaşırtıcı bir değişim oldu. Mülakat görevlisi öğretmenin yüz ifadesi açıkça yumuşadı. Önceden biraz sertti, şimdi gülümsüyor ve başını sallama sayısı dramatik şekilde arttı.
Bitiminde öğretmen şöyle dedi: "Bugün çok rahat konuştuk. Önceki baskı hissi kayboldu ve ○○-san'ın asıl nazikliği hissedildi. Böyle olursa mülakat görevlisi de rahatça sizi dinler"
O anda emin oldum. Japonya'da bakışı kaçırmak "reddetme" değil, karşıya "kaçış yolu (zihinsel rahatlık)" veren hava yastığı gibi bir rol oynuyor.
Buradan itibaren, gerçekten deneyip etkisini hissettiğim, senaryoya özel bakış tekniklerini paylaşacağım. Lütfen bugünden itibaren tek tek deneyin.
Temel olarak "kravat düğümü"ne bakın. Vurgulamak istediğiniz noktalarda sadece 1 saniye yumuşakça göz göze gelin. Bu kadarı heyecanınızı yeterince iletir.
Sürekli göze bakmak "itiraz ediyor" izlenimi verir. Temel olarak patronun "boğazına" bakarken, not alıyormuş gibi yapıp bakışı deftere düşürün. Bu "alçakgönüllülükle öğreniyor" tavrı verir.
Fazla göz göze gelmek şüpheli kişi izlenimi verir. Göz göze gelmeden hemen önce hafifçe eğilin, bakışı karşının omzunun ötesine veya ayaklarına kaydırın.
Karşının gözüne bakmak "meydan okuma"dır. Derin eğilin, bakışı yere sabitleyin. "Yüzünüze bakamıyorum" Japon kültürel nüansını yansıtın.
0.5 saniye içinde bakışı telefona veya kapının üstündeki reklama kaydırın. Buna "ilgisizlik nezaketi" denir, kamusal alanda karşının mahremiyetini ihlal etmemek için bir görgü kuralıdır.
Bakışı nereye koyacağınızı en çok bilmediğiniz yer. Tereddütsüz kat göstergesine veya ayak parmaklarınıza bakın. Ayna varsa, ayna üzerinden göz temasından da kaçının.
İş ortamından daha uzun göz göze gelebilirsiniz ama konuşma aralarında bardağın etiketine veya yemeğe bakarak bakışı "dinlendirin".
Belirli bir kişiye dikilmeden, salonun tamamının "omuz hizası"nı yavaşça bakışla tarar gibi hareket ettirin (silecek hareketi).
Aniden yüzün önüne girip göze bakmak korkutur. Çaprazdan yaklaşın, harita veya telefon ekranına birlikte bakar gibi, bakış odağını "nesne"ye getirin.
Başı eğmeye başladığınız anda bakışı ayaklarınıza (1m ilerisine) düşürün. Başı eğerken karşıya bakmaya devam eden "Batı tarzı eğilme" Japonya'da çok doğal olmayan ve korkutucu görünür.
Kendi deneyimime dayanarak, kültüre göre algılama farklarını düzenledim.
| Özellik | Batı・Güney Asya vb. (Güçlü) | Japonya (Yumuşak Odaklanma) |
|---|---|---|
| Gözbebeğine Bakmanın Anlamı | Samimiyet, gerçek, güven | Yıldırma, gözetleme, saldırı |
| İdeal İniş Noktası | Karşının gözbebeği | Boğaz, kravat, omuz |
| Bakışı Kaçırmanın Anlamı | Gizli şey, özgüven eksikliği | Özen, alçakgönüllülük, alan sağlama |
| Ana İmaj | Lazer ışını, projektör | Ampul, mum ışığı |
| Eğilme Adabı | Göz göze gelmiş halde eğilme | Bakışı da birlikte yere düşürme |
C: Evet, aşırı kaçarsanız öyle olur. "Hiç bakmamak" değil, "ara sıra, yumuşakça göz göze gelmek" püf noktası. Cümle sonunda ("〜です" "〜ます" zamanlamasında) bir an göz göze gelin, geri kalan zamanda boğaza bakın, bu altın oran.
C: Aslında, bakışı uygun şekilde kontrol edebilen kişi "rahatlığı var" "sakin" olarak değerlendirilir Japon toplumunda. Sürekli göze bakmak, aksine rahatlık eksikliğini ortaya çıkarabilir.
C: O zaman karşının **"kulak kökü"**ne veya **"kaşların arası"**na bakın. Gözbebeği değil ama yüze yakın, bu yüzden karşı "bakıyor" hisseder ve sizin bakışınızın keskinliği yumuşar.
Japonya'daki yaşamım boyunca fark ettiğim bir şey var.
Japonya'nın "göz göze gelmeme" kültürü, kesinlikle soğuk değildi, gizli bir şey de yoktu. Bu, birbirinin görünmez özel alanına değer verme ve izinsiz girmeme için bir **"zihinsel hava yastığı"**ydı.
Doğrudan bakmayarak, karşıya güven duygusu olarak "kaçış yolu" vermek. Bu, son derece gelişmiş ve sofistike bir "nezaket" ifadesi olduğunu şimdi anlıyorum.
Japonya'da heyecanınızı bakışın "gücü"yle iletmenize gerek yok. Bu, kelimelerin nezaketi, derin eğilme ve karşının sözlerini ciddiyetle dinleyen "onaylama"larla yeterince iletilir.
Bakışın sıcaklığını biraz düşürmekle, etrafınızdaki Japon toplumu şaşırtıcı derecede nazik görünmeye başlayacaktır. Size başarılar diliyorum!

Yapay Zeka Mühendisi/Japonca Öğretmeni